22 Şubat 2017 Çarşamba

Aynı Bokun Laciverti

Bi söz anca bu kadar tercüman olabilirdi şu an yaşadıklarıma sanırım. İkinci dönem adına çok umutluydum aslında, yeni arkadaşlıklar, yeni tecrübeler diye düşünürken hiçte öyle olmadı. Tamam, belki bu ön yargıya varmak için çok erken olabilir ama en azından şu anlık ben böyle hissediyorum. Türkiye'yi öyle  özledim ki. Ben bile kendime inanamıyorum. Ama bir yandan da Erasmus hiç bitmesin istiyorum. Bi yandan da gerçekten bunaldım artık. İçimdeki ses diyor ki, bu hislerim Türkiye'ye gidene kadar baki kalacak. Sonrasında "ben niye burdayım" sorgulamalarına geri dönecek gibiyim. Ülkemin toplum yapısını bozan insanları çıkartsam, efsane bi kampa toplayıp onları eğitimli, ferah düzeyleri yüksek insanlara dönüştürüp geri bıraksam ülkeye ülkece rahatlayacağız. Eğitim önemli, gerçekten. Türkiye gördüğüm bir çok ülkeden çok daha daha ilerde bir ülke. Ama insanlarımız hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu kadar dert yakınma yeterse yazıma başlıyorum. Şimdiden iyi okumalar, Türkiye'de olanlar benim yerime taşı toprağı öperse sevinirim. 

Geçen yazımda bahsettiğim o geziyle başlamak istiyorum.

 İlk durağımız Oslo'ydu ve indiğimiz havaalanı şehir merkezine 1 saat uzaklıktaydı. Kafamızdaki düşünce ne kadar az para harcayabilirsek o kadar iyi olduğu için başladık etrafımızdaki insanlara şehir merkezine mi gittiklerini sormaya. Arkadaşım Leh bir çift buldu, bizi şehir merkezine kadar bıraktılar. Ben gayet otostop çektik, para ödemicez mantığıyla bakıyodum olaya fakat şehir merkezine geldiğimizde öyle olmadığını anladık. Leh abimiz otobüsün yarı fiyatı paramızı aldı ve bize "Norveç'te hiçbir şey bedava değildir" dedi. Dedim hadi öyle olsun abicim, arabada güzel güzel konuşurken iyiydi.. sklfjlskdjf neyse şehirde azıcık gezindik, sırtımızda çantalar olduğu için ilk gün çok abartmak istemedik. Hostumuz şehir merkezine yarım saatlik uzaklıkta oturuyordu ve evine gitmemiz için otobüse binmemiz gerek idi. Bilet fiyatları desen aşşşşırı pahalı, tek gidiş 4 euro dedim sen napıyosun abi, öyle olunca kaçak bindik. Tüm yolculuk boyunca diken üstünde gidiyosun çok stresli bi durum illallah ettim tüm Oslo'da kaldığım süre boyunca. Bi kez tam yakalanmak üzereydik, otobüsten indik, kontrolcüler bize otobüsün içinden el salladılar fdjgkdf bak hala aklıma geldikçe gülüyorum. Oslo'da 4 gece 5 gün kaldık ama bi 5 gün daha verseler kalırdım.. Bi daha imkanım olsa tekrar giderim, öyle güzel bi şehirdi. Oslodayken en çok kurduğumuz cümle bu şehrin 10 sene ileride yaşadığıydı. 
Kuş kardeeeeğğşş

Hostumuzun manzarası

En sefdiğim poz, haberim yokmuş gibi çek



İkinci durağımız Varşova'ydı. Burda 2 gece 3 gün kaldık ve hostumuz Türktü. Şehir ehhh yani görülecek pek bi yanı yok açıkcası ama gerçekten ucuz bi ülke. Bu şehrin kendine has bi kokusu vardı ve kokladığım en güzel şehir diyebilirim. Sokaklardaki banklarda bir buton var ve bastığınızda Chopin çalmaya başlıyor, çok hoştu.
Rus&İtalyan-Rus&Alman-Hırvat&Boşnak ve Türk karışımı



 
Sonraki durağımız Maaaalmö idi. İsveçlilerin yaratıcı zekaları nasıl bu kadar gelişmiş gerçekten bilmiyorum ama mükemmel bir milletler. Malmödeki hostumuz Letondu. Malmö havaalanından şehir merkezine otostop çekerken şansımıza bizi Boşnak birisi arabasına aldı ve havadan sudan konuşurken zamanında Norveç'te bir Türkle birlikte yaşadığını ve arabasında Türkçe şarkılar olduğunu söyledi ve MURAT KEKİLLİ BU AKŞAM ÖLÜRÜM açtı dfshuashdhf. Sonrasında MFÖ de açtı sağolsun ama o şok bana yeterdi. 

İskandinavyadaki en uzun bina

En büyük kurtarıcımız, sandviçlerimiz!

Sondan bir önceki durağımız, Kopenhagtı ve bu şekilde İskandinavyanın hepsini gezmiş bulundum. Kopenhag diğer şehirlerden çok daha farklı, çok daha teknolojik bir şehirdi. Kendimi biraz daha İstanbul'da hissettirdi bana. Burda da toplu taşıma çok pahalı olduğu için yine kaçak bindik ve kapının önünde beklerken kontrolcü aniden içeri girdi, kendimi nasıl dışarı attığımı hatırlamıyorum o an hadkfjsdj. Şehrin içerisinde Christiana özerk bölgesi var, ot içmek serbest ve her yerde torbacılar var. O bölgede fotoğraf çekmek yasak olduğundan dolayı fotoğraf çekemedim :(. Şehrin sokakları ot kokuyordu zaten, öyle bir şehirdi. Yaşam standartları çok yüksek bi şehir. Osloyla Kopenhag kapışır her türlü. 



Kopenhag'ın ardından Kaunas'a geçiş yaptık, arkadaşlarım orda kalmayıp Riga'ya döndüler ama ben 4-5 gün civarı Kaunas'ta kaldım çünkü erkek arkadaşım orada okuyor. Daha önceden Litvanyaya gitmiştim ve Vilnius'a aşık olmuştum önceki yazımdan hatırlayacak olursanız ama Kaunas için aynısını söyleyemeyeceğim. Birincisi zaten küçücük bir şehir, ikincisi Litvanya çok gelişmiş bir ülke olmadığından dolayı çok da bir şey beklememek gerekiyor. 

Anlamadığım bir nedenden dolayı fotoğraflara yazı ekleyemiyorum artık nasıl değiştiyse birden, bu fotoğrafta Kaunastaki 9th Fort adlı yerdeyiz. Burası önceden Yahudi hapishanesiymiş ve Yahudiler burada katledilirmiş. Burası bana insan ırkını sorgulattı ve çok duygusal anlar yaşattı. Kaunas'ın ardından Riga'ya geri döndüm. 

11 günlük bu gezimde -Kaunas hariç- 300 euro bütçeyle gitmiştim ama 120-150 euro arası bir harcamam oldu. Bundaki en büyük etken yemekleri hep kaldığımız evlerde yaptık, öğlenleri yine yaptığımız sandviçleri yedik, her şeyi indirgeyerek yaşamaya çalıştık yani. Letonya'dan yanımıza aldığımız yemekler bitmek üzereyken Polonya'da olduğumuz için ve orası da ucuz bir ülke olduğu için Polonya'dan yanımıza doldurduk yine yemekleri. Yolda olduğumuz tüm süre zarfında aslında her şey anlattığım kadarıyla ve göründüğü kadarıyla çok güzel gözüküyor ama bir de işin gerçek yüzü var. Her gün ortalama 10 km civarı yürümek, sağlıksız beslenmek, düzgün uyuyamamak, uyuduğun yerin rahat olmaması, sırtında yaklaşık 8 kg bir yük olması insanı çok yıpratıyor. Arkadaşlarımla konuşurken ve onlar bana "ya çok şanslısın" tarzı şeyler söylerken şanslı olduğum konusunda ben de onlara katılıyordum ama onlar bunun ne kadar yorucu olduğunu göremiyorlardı. Yine de çoğu kişinin dediği gibi, yol insana çok şey katıyor ve insanın gördükçe göresi geliyor, yetinemiyor. 

Bunların sonrasında bir de Minsk'e gitme hikayem oldu ama gerçekten Minsk hakkında konuşmak istemiyorum ya dfhjsdhfjk. Gittiğime, gidiceğime pişman oldum diyebilirim. Aşırı sıradan bir şehir, ne kendine has çok bir şeyi var ne de başka bi özelliği var. 

Ders konularını hala tam anlamıyla halletmiş değilim, baya da rahat davranıyorum, bunun sonucu bana çok kötü bir şekilde dönecek gibi sanki ama bakalım.. Bu dönem Rusça almaya başladım, aşırı zor bir dil değil ve öğrendikçe öğrenesim geliyor gerçekten. Sonunda kendi bölümümle ilgili dersler alabiliyorum bu dönem, geçen dönem reklamcılıkla ilgili bir tane bile dersim yoktu, bu dönem 4 tane var. 

Tüm bu Erasmus sürecinde kendime çok fazla kattığım şey oldu belki evet ama aynı zamanda kendimden birçok şey kaybettim. Kitap okuyamıyorum artık eskisi gibi ve kendimi geliştiremiyorum. O kadar laylaylom bir hayat yaşıyorum ki Türkiye'ye temelli döndükten sonra Boğaziçi Köprüsünden atlamışım da denize çakılmışım etkisi yaşayacağım sanırım. Bu dönem bu konuda kendimi biraz daha zorlamaya çalışacağım. 

Yavaş yavaş aslında Erasmus'un gerçekten bitmek üzere olduğunun farkına varıyorum ve içimi tarif edilemez bir burukluk kaplıyor. Bitmek üzere dediğim de daha en az 4 ayım var ve daha şimdiden böyleyim. Riga'da olmadığım süre zarflarında Riga'yı özlemeye başladım artık. 

Seni seviyorum Riga. 


5 Aralık 2016 Pazartesi

Uzun Bir Aranın Ardından..


Tekrardan merhabalar!

Nasıl olduğu hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmamasına rağmen, yazmaya zaman bulamadım bu 4 ay içerisinde. Ne yapıyorsun bu kadar derseniz, gerçekten hiçbir fikrim yok. Erasmusun ilk aylarındaki o "ABİ HADİ GİTMİYOR MUYUZ CLUBLARA BARLARA?!?!?!?!?" evresi sona erdi. Bir yerden sonra insan bunalıyor o hayattan. Bu yazım, bu blogun en uzun yazılarından biri olmaya daha şimdiden aday çünkü geçirdiğim 4 ayı özetlercesine yazmaya çalışacağım. Bu yazıyı da dersten yazıyorum. Özür dilerim hocam ama içeriği efsane güzel olan bu dersi nasıl bu kadar sıkıcı bir hale getirdiğiniz hakkında hiçbir fikrim yok ve bu yüzden dersinizi kendi işlerimi bitirmek için kullanıyorum çünkü devam zorunluluğunuz var. İyi ki Türkçe bilmiyorsunuz ve bu blogu okuma ihtimaliniz %0,0001. Her neyse, hadi başlayalım!

*Bu 4 ayda nerelere gittim?

İlk gezi planımı oda arkadaşlarımla hazırladım. Rigadan otobüsle Tallinn(Estonya), ardından cruise gemisiyle Helsinki(Finlandiya). Otobüs ve cruise gemisi biletlerimizi 2 hafta öncesinden aldığımız için ikisi de normalden daha ucuza geldi. Üzerinden çok fazla zaman geçtiği için şu an kesin bir fiyat söyleyemeyeceğim ama iki biletin gidiş dönüş ortalama fiyatı 50-60 euro olması gerek. İlk durağımız olan Tallinn'de ortalama 2-3 saatimiz vardı. O süre zarfı içinde hostel bulup 2 gün sonrası için rezervasyon yaptırdık. Kişi başı 12 euro ödedik. Tallinn hakkında ilk görüşlerim fena değildi, Riga'dan daha küçük gibi gözüküyordu benim için. Tallinn'e ilk gittiğimiz gün zamanımız olmadığı için hiçbir şey yapmadık, gemiye binip Helsinkiye geçtik. 4 saat civarı bir gemi yolculuğumuz oldu yanlış hatırlamıyorsam. Daha kısa olanları da vardı fakat daha pahalıydı tabiki. Helsinki aşırı pahalı bir şehir olduğu için couchsurfing kullandık. Helsinki'ye inene kadar couchumuz cevap vermemişti. Tamamen plansız programsız gittik yani. Couchluğumuzu yapan kişi bugüne kadar tanıdığım en değişik insanlardan biri olabilir. Ne iş yaptığını kesin olarak bilmiyorum fakat politikayla ilgili bir iş olma ihtimali yüksek. Sorduğumuz zaman "serbest meslek" tarzı bir cevap almıştık fakat biz Helsinkideyken Rus Konsolosluğunun davetine katıldı vs vs. Aşırı bilgili bir insandı ve Türkiye'yi benden daha çok gezmişti. 3 farklı ülkenin pasaportuna sahipti. 6dan fazla dil biliyordu yanlış hatırlamıyorsam. Bize ren geyiği pişirdi biz oradayken. Böyle insanların hala var olması gelecek hakkındaki düşüncelerimi biraz olsun yumuşatıyor. Helsinki çok hoş ve modern bir şehir ve bir o kadar da pahalı. Kaldığımız 2 gün boyunca couchumuzun yaptığı ren geyiği dışında neredeyse hep Mc Donalds'tan cheeseburger yedik çünkü ülkedeki en ucuz şey oydu. 



Oda arkadaşlarım!


Suomenlinna Adası


Couchumuzun evinin neredeyse tüm duvarları bunlarla kaplıydı.

Couchumuzla ren geyiği gecesi! (Tişörte dikkat hahaha)


Helsinki maceramızın ardından Tallinn'e geri döndük. Tallinn'de 1 gün geçirdik ki gayet yeterli bi süre bu Tallinn  için bence. Klasik bir Baltık ülkesi. Letonyadan ekonomik olarak daha güçlü, bunu şehirdeki yapılara ve arabalara baktığınızda hissedebiliyorsunuz. Genel olarak Tallinn hakkındaki yorumum eh. Tallinn'i tam olarak açıklayacak olan kelime eh bence gerçekten. Tam oturuyor. Eh.
Tallinn Old Town


Hayatımda ilk kez canlı olarak gördüğüm minnoşlar minnoşu sincap


Yaşasın oda arkadaşları! <3



Bu gezinin ardından yaklaşık 1 ay hiçbir yere gitmedim. Bu süre zarfında oda arkadaşlarımdan birisi eve çıktı ve yerine başka birisi geldi. Kaldığım hostelde bir kapı içerisinde iki oda var, yani bir nevi komşum var. O 1 aylık süre içerisinde o da geldi ve bu sefer hep birlikte bir yerlere gitme planı hazırladık. Hepimiz gezmek için can attığımız için plan yapmak aşırı kolay geliyordu ki bence bu hayatta yapılan en zor şeylerden biri. Daha önce hiç gitmediğin bir yer hakkında plan yapmak ve 6 kişinin bu plana onay vermesi. Her şeye rağmen güzel planlarla (ki zaten bu planların çoğu spontane gelişiyor, yani her ne kadar plan hazırlasanız da tamamen o plana sadık kalamıyorsunuz çünkü ne zaman ne olacağı hakkında hiçbir fikriniz yok) Vilnius'a (Litvanya) gitme kararı aldık. Vilnius'a aşık oldum gerçekten. Çok çok güzel bir şehirdi. Tallinn'i ne kadar sevmediysem Vilnius'u o kadar sevdim diyebilirim. Vilnius'un içinde bulunan özerk bölge olan Uzupis'e de ayrı bir şekilde bayıldım. Özet olarak VILNIUS'A BAYILDIM! Hem pahalı bir şehir değil hem de çok güzel. Hostelimiz efsane güzeldi, girdiğimiz anda bizi shotlarla karşıladılar, çok cana yakın insanlardı. 14 euro ödedik kişi başı sanırım, sabah kahvaltısı da vardı içinde. Hostel şehrin göbeğindeydi üstelik. Şansımıza, odadaki arkadaşlarımız, birlikte gittiğimiz kızların arkadaşlarıydı. Vilnius'a da 1 gece 2 gün ayırdık. Yetti mi, evet ama yine de daha çok zaman ayırmak isterdim. 











Deli bir Uruguay aşığıyımdır ve hostelin kapısında bu bayrağı görünce delirmiştim

Baltık ülkelerini bitirdikten sonra sonunda avrupanın göbeği Almanya'ya gitme şansım oldu. Öyle ya da böyle herhangi bir şekilde Erasmus yaptığım sürede gitmek istiyordum ve aldığım bir ders sayesinde sınıfça Almanya'ya gittik. İki gün civarı Almanya'nın küçük minnoş şehri Greifswald'da kaldık. Şehir çok küçük, nüfus çok az olsa da insan gerçekten "gerçek" Avrupa olduğunu hissediyor. Baltık ülkeleriyle karşılaştırılamaz bile. Ardından bir günlüğüne Berlin'e geçtik, Alman Parlamentosunu gezdik ve Angela Merkel'le fotoğraf çekilme şansımız oldu. Berlin'e BA YIL DIM. Aşırı pahalıydı. Kendimi Türkiye'de gibi hissettim. Her yerde Türkçe tabelalar, Türk yemekleri vs. Asıl konuya gelecek olursam, bir keresinde internette, yurtdışında döner yerseniz bir daha Türkiyedeki dönerleri beğenmezsiniz tarzında bir şey okumuştum ve aşırı saçma gelmişti bana AMA HAYATIMDA YEDİĞİM EN GÜZEL DÖNERİ ALMANYADA YEDİM. Acı ama gerçek. 
Angela Merkel bbeebbbeeeğğiiiimmmmm!!!


Şimdi ise sırada Oslo>Varşova>Malmö>Kopenhag>Kaunas var. Bu uçuşların tamamını aşşşırı ucuza aldık ama gideceğimiz ülkeler aşırı pahalı, ne olucak bilmiyorum. 11 günlük bir gezi olucak aşırı heyecanlıyım. Ocağın sonunda başlayıp şubatın başında bitecek. 

**************************************************************************
Dersler konusuna gelecek olursam ki hiç gelmek istemiyorum çünkü tüm hayatım boyunca yaşadığım en tembel seneyi yaşıyorum diyebilirim. Yazmam gereken iki tane makale var şu an. Ne bok yiceğimi bilmediğim çokca ders var. İkinci dönemin derslerini bir an önce seçmem gerek. Bakalım görelim neler olucak.

Umarım zaman yaratıp gerçekten yazmaya devam ederim, yazdıkça o zamanları hatırlayıp kendi kendime derin düşüncelere daldım. Döndükten sonra bu satırları okuyup derin depresyona girecekmişim gibi bir his var içimde şu an.
Bana ve yazma şeklime rağmen buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Sevgiyle kalın ve unutmayın insan elindekinin kıymetini kaybedince anlıyor. Ne alaka bilmiyorum ama, evet.

26 Ağustos 2016 Cuma

Rigada Yasam

Merhabalar,

Bu yazimda size Rīgadaki yasam sartlarini anlatacagim. Yaziyi ulusal kutuphanede yazdigim icin Turkce klavye yok :( bu konuda affiniza siginiyorum. Baslik baslik yazmayi dusunuyorum. Simdiden iyi okumalar.

*Toplu Tasima ve Ulkedeki Yasli Nufusu

Sehirde toplu tasima olarak troleybus, otobus, minibus, tramvay ve taksi kullaniliyor. Minibus disinda hepsini kullandim. Eger ogrenciyseniz ogrenci belgenizle birlikte kart cikartma merkezine (adini tamamen salladim su an) gittiginiz takdirde fotografiniz yoksa orda fotografinizi cekiyorlar, fotografla giderseniz verdiginiz fotografi kullandiklari bir kart cikartiyorlar. Bu kart 10 sene gecerli, yani seneler sonra Rīgaya gelirseniz, toplu tasimayi indirimli bir sekilde kullanmaya devam edebilirsiniz. Bizdeki  gibi abonman sistemleri var, bir aylik ogrenci abonman kartinin ucreti 16 euro. Sanirim Istanbuldakiyle neredeyse ayni. Otobuslerde karti kullanma sekilleri biraz bizimkinden farkli. Bizde herkesin on kapidan binip kartini okutmasi gerekirken burada istedigin kapidan binip istedigin okuyucudan okutabilirsin. Istersen okutmaya da bilirsin. Kart basmadin diye seni linc edicek otobus soforu yok. Bazi gunler kontrol oluyor, kontrolculer iki durak arasi bir bolgede otobusu durdurup kartlarimizi bir makineye okutup, ucret odeyip odemedigimizi kontrol ediyorlar. Tamamen sans isi yani. Kartini kullanmayanlara henuz nasil bir ceza uygulandigini bilmiyorum fakat otobusten indiriyorlar, gerisi muallak benim icin. 

Ulkedeki yasli nufusu konusuna gelecek olursak, ben Turkiyede bi senede bu kadar cok yasliyi bir arada gormuyorumdur. Herkes yasli resmen ulkede. Buraya acilen en az uc cocuk politikasi getirilmesi gerek dsuhuhdjdsfk. Genc jenerasyon da var ama sehirde nereye giderseniz gidin kadinlarin, yaslilarin ve yasli kadinlarin cogunlugu goze carpiyor. 


*Sokaklarin Temizligi

Beni en cok uzen konulardan birisi de bu. Yerde ne bir izmarit ne de baska bir cop yok. Sehrin en kotu yerlerinden birinde oturmama ragmen orda da durum ayni bu sekilde. Bu konu beni cok uzuyor cunku aynisini Turkiyedeki sehirler icin soyleyebilmeyi o kadar cok isterdim ki. Turkiyede her 15-20 metrede bir copcu gorurken burda nerdeyse hic gormuyorum cunku gerek yok! 

*Rus musun Leton mu?!

Letonyanin %40i Rus. Birbirlerine o kadar cok benziyorlar ki konusmadiklari surece anlamaniz bence imkansiz. Hatta bazen konustuklarinda bile hangi irktan olduklarini anlayamiyorsunuz cunku Letonlar da Rusca konusuyorlar. Anlamanin cok cok basit bir yolu var. Bir mekanda sesli bir sekilde konusup taskinlik cikaran biri varsa o kisi %90 Rustur. Cunku Letonlar o kadar sessiz sakin ve huzurlu insanlar ki boyle seyleri hic yapmiyorlar. Letonyada iki kez laf yedim ve ikisi de Ruslar tarafindandi. Oda arkadasimin baba tarafi Rus oldugu icin soylenenleri anlayip bana ceviriyor............. Letonlar hala az da olsa sovyetlerin etkisindeler ve eski nesil zamaninda Rusca ile buyudugu icin su anki nesil de az cok Rusca konusuyor. Ulkenin resmi dili Letonca fakat insanlar kendi iclerinde daha cok Rusca konusuyorlar bence. Letonlar bunun onune gecmek icin ucretsiz olarak Letonca kursu veriyorlar. Leton bir arkadasim is yerinde elinden geldigince Letonca konusmaya calistigini, eger bu sekilde Rusca konusmaya devam ederlerse dillerini kaybedeceklerini dusundugunden bahsetti ki bence hakli. 

*Alisveris Konusu

Yiyecek-icecek fiyatlari sanirim Turkiyedekiyle az cok ayni. Tabi bazi seyler cok cok ucuzken bazi seyler de daha pahali. Mesela Turkiyede bir biraya 5 Turk lirasi verirken burda bir biraya 60 cent oduyorsunuz. Ama Turkiyede sutu 1 liraya alirken burda sutu 1 euroya aliyorsunuz. Alkol gercekten asiri ucuz ve cok fazla cesit var. Bira sudan ucuz desem yeridir. 

Kiyafet alisverisi de az cok Turkiyedekiyle ayni. Kazak fiyatlarina baktim 12 euro civarindalardi. Marka magazalarda bile tisortler 5 euro. Benim gozumu korkutmuslardi Letonyada kiyafetler cok pahali mutlaka yaninda cok esya gotur diye ama burda eski esyalari satip yenileri bile alinabilinir. Bana bi tisort 80 liraya denk geliyor demislerdi ve gayet 15 liraya denk geliyor tisortler. 

Ayni bizde oldugu gibi pazarlari var ve buna Tirgus diyorlar. Marketten alicaginiz urunlerin daha dogalini, daha tazesini ve daha ucuzunu burdan alabilirsiniz. Her gun acik ve sadece meyve sebze satmiyorlar, et, balik, peynir, cicek vs. satiyorlar, yani her seyi bulabiliceginiz bir yer. 

*Insanlar

Sehirde herkes pozitif enerji saciyor resmen. Insanlarin cogu toplu tasima yerine bisiklet kullanmayi tercih ediyor. Hayatlarindan zevk aliyorlar resmen. Kimse asik suratiyla sizin de modunuzu dusurmuyor. Cocuklariyla cok fazla vakit geciriyorlar ve gercekten onlari cok onemsiyorlar. Geldigimden beri o kadar az aglayan cocuk gordum ki. Hepsi birey oldugunun farkindalar ve neyi yapip neyi yapmamalari gerektigini biliyor gibiler. Insanlar genel olarak cok yardimseverler, agactan elma toplamaya calisirken agacin diger tarafinda daha guzel elmalar oldugunu soyleyip bizim icin toplayanlar oldu. Yolda dolasirken yuzumde gerizekali bi gulumseme olusmasina sebep oluyor bu sehir ve bu sehrin insanlari. Gecenin 4unde 3 kadin issiz yollarda rahatca yuruyebilmek zamaninda benim icin hayalken burda rahatca yurumeyi gectim dans ederek yuruyoruz. 

*Sehrin Kucuklugu -goreceli- ve Hava Durumu

Sehir bana gore cok buyuk bir sehir degil. Oyleki, Istanbuldakine benzer sekilde sehir ikiye ayriliyor ama sehri ayiran sey deniz yerine nehir. Ve sehri birlestiren kopruyu yuruyerek yaklasik 4-5 dakikada gecebiliyorsunuz. Tabi sehrin cok uzak yerleri de var, denize girebilmek icin sehir icinde 1 saatlik yol gittimiz de oldu ama orasi biraz sehir disi sayiliyor. Ama genel olarak sehirde her yere yuruyerek gidebilirsiniz bence. 

Hava durumuna gelirsek bunu anlatmanin en kolay yolu bir hafta icerisinde hem kazak ve bot hem de sort ve askili giydigimi soylemek olur diye dusunuyorum. Eger gunes varsa hava gercekten cok cok sicak oluyor (buranin cok cok sicagi en fazla 27 derece). Ama gunes yoksa 15-16 derece civarlarinda dolaniyor o da yaz oldugu icin. Eylulden sonra hava 5-6 derece dolaylarinda olacak diyorlar, ne kadar dogru ne kadar yanlis gorucez. Kis aylari icinse, baltik denizinin dondugunu ve arabalarin deniz uzerinden Helsinkiye gittiklerini soylediler. Yorumu size birakiyorum.

*Letonya Ulusal Kutuphanesi

Yani su an bu yaziyi yazdigim yer. Bu yazimda cok fazla Turkiye ve Istanbulu karalamis gibi olucam ama sadece gercekten gercekleri yazmaya calisiyorum. Kutuphanenin konumu oyle guzel bir yerde ve o kadar guzel bir manzarasi var ki sirf oturmak icin bile kutuphaneye gelesi geliyor insanin. Mimarisi mukemmel. Iceri girdigimde guzelliginden yere cokup aglayasim gelmisti. Eger buraya gelirseniz mutlaka bu kutuphaneyi ve egitime ne kadar onem verdiklerini gorun. Ve eminim ki Istanbulda olsaydi, buraya kesinlikle otel yapilirdi. 
Kutuphanenin distan gorunusu

Kutuphanenin icinden bir goruntu



Son olarak, Letonca kursum bugun itibariyle bitti ve A1 seviyesini 10 uzerinden 6 puanla gectim. 

Kendinize iyi bakin ve kendinizi sevmeye devam edin. 

18 Ağustos 2016 Perşembe

Riga!

Sveiki!

Bundan yarım sene önce birisi bana "sveiki!" deseydi senin de der geçerdim. Hayatın gerçekten ne getireceği hiç belli olmuyor, ben hala bu satırları Riga'nın soğuk ağustos akşamında yazdığıma inanamıyorum. Buraya geleli 12 gün oldu ve hala bazen Riga'da olduğumu unutuyorum.

6 Ağustos gününden itibaren başımdan geçenleri hatırladığım kadarıyla yazmaya çalışacağım, günü gününe yazamadım bazı şeyleri o yüzden nasıl bir yazı olucağı hakkında hiçbir fikrim yok açıkcası. 

6 Ağustos günü sabahı yaşadığım o duygu karmaşasını tarif edebilicek hiçbir kelime bilmiyorum. Keşke edebiyat bilgim o kadar çok olsaydı ki size de o duyguyu tamamen geçirebilseydim. Ama sanırım kendinizi benim yerime koymanız da bi nebze o duyguları hissetmenizi sağlayabilir. 3 bavulla Riga'ya gitmek üzere Atatürk Havaalanına geldim. Tabiki 3 bavul kilo sınırını hayli hayli aştı. 18 kilo fazlam geldi.. 3 bavul 2'ye, 18 kilo ise 6 kiloya düşebildi. Sevdiğim insanlardan gelme şansı olanlar beni uğurlamaya geldiler, gelme imkanı olmayanlar ise bütün enerjileri ile yanımdalardı. Hepsine ne kadar teşekkür etsem az, o iğrenç stres dolu anlarımda benimle birliktelerdi. Ama artık gitme vaktim gelmişti ve pasaport kontrolünü geçtikten sonra her şeyin değişiceğine dair bi his oluştu içimde. Ardından uçağa bindik ve 3 saat sonra Rigadaydık. Bizi kapalı bir hava karşıladı. 25 derece cehennem sıcağından 15 derece serin havaya gelmek ilk başta çok güzeldi ama şu an aynı şekilde düşünüyor muyum pek emin değilim. 

Sonraki gün ufak bir Riga gezisi yaptık ve gerçekten bu şehre hayran kaldım. Sessiz, ufak, temiz, yeşil gerçekten yaşanılası bir şehir. 
Durgava nehri




Aslında daha çok fotoğraf var şehre ait fakat nedense yükleyemiyorum. Şehir euro bazından düşünülürse ucuz bir şehir bence. Ama Türk lirasına döndürdüğünüz zaman nerdeyse Türkiyeyle aynı fiyat oluyor. Tabi bazı şeyler çok çok ucuz, örneğin alkol. Türkiyede bi biraya 6 lira verirken burda bira 60 cent. Güzel bir mekanda içmek isterseniz 2-3 euro civarında değişiyor. Yemeklerden konu açılmışken, şu ana kadar yediğim Leton yemeklerinin hepsine bayıldım ki ben biraz yemek ayırt eden birisiyimdir. Kendilerine ait olan kirazlı bira ve ballı birayı denedim, kirazlı bira gerçekten mükemmel, ballı bira da güzel ama puanım 10 üzerinden 6 olur ona sanırım. Ve yerel içkileri balzam! Gerçekten muazzam bir likör, balzam çayları da var, kışın hastalandıkları zaman içiyorlarmış genelde. Ağır ve baharatlı bir alkol olduğundan hastalığa bire bir olduğunu düşünüyorum. Balzam çayını da denedim, o da güzeldi. 

Gelelim okul konusuna. Şu an okulumun ücretsiz verdiği Letonca kursuna gidiyorum, haftanın 3 günü 10.00dan 13.15e, 2 günü ise 10.00dan 15.30a kadar. Eğer ki benim gibi sadece Türkçe ve İngilizce biliyorsanız Letonca aşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşırı zor bir dil bence. Çünkü Türkçe ve İngilizce'de cinsiyet yok ve Letonca'da her şeyin cinsiyeti var.. Merhaba derken bile cinsiyete göre söylüyorsunuz. Dili nasıl tanımlayacağımı bile bilmiyorum açıkcası. Geçen cuma kitap açmalı sınav olduk 40 üzerinden 32 aldım ama haftaya gerçek sınav var ve kitap açamayacağım o yüzden biraz yusuflardayım şu sıra. Çoğu şeyin Türkçede karşılığı nerdeyse olmadığı için not çıkartmakta zorlanıyorum. Sadece bi kurstan ibaret olsa tamam boşvereyim ama kurs 6 kredi, boru değil afedersiniz. 

Letonya'da olduğum süre zarfında sadece Riga'da kalmadım. Riga'nın yanında Baltık denizine kıyısı bulunan çok tontiriş bir şehir olan Jurmalaya gittim. Oraya da bayıldım. Baltık denizinde yüzdüm ama yaptığıma yüzmek denir mi bilmiyorum çünkü denize girdiğim zaman hava 15 derece civarındaydı ve su da 6-7 derecedir diye düşünüyorum ve bu sebeplerden dolayı sadece deli gibi titreyip donmamaya çalıştım. Ama yine de çok güzeldi, sanırım bu haftasonu tekrardan gideceğiz. Jurmalaya Rigadan tren var ve 1.40 euro. Trene bindikten yaklaşık 20-25 dakika sonra Jurmalada oluyorsunuz. 
Jurmala'da çıktığımız kulenin manzarası

Baltık Denizi
Şansımıza biz geldikten tam bir hafta sonra Riga şehir festivali vardı ve gerçekten çok güzeldi. Tüm şehirde etkinlikler vardı, geleneksel öğeler doluydu her taraf. Cumartesi akşamı havaifişek gösterisi vardı, söylemem gerekir ki biz yeni yılı kutlarken bile bu kadar çok havaifişek kullanmıyoruzdur. 

Son olarak, yakında 1 haftalık bir boşluğumuz olacak, o boşlukta Helsinki ve Talinn'e gitmek istiyoruz. Gelişmeleri buraya yazıcağımdan emin olabilirsiniz. Görüşmek üzere, kendinize iyi davranmaya devam edin!

Not:Çektiğim fotoğrafları paylaşmak için yeni bir instagram hesabı oluşturdum. Takip etmek isterseniz www.instagram.com/januserv  kişisel hesabımsa www.instagram.com/erva624

12 Temmuz 2016 Salı

Gelişmeler ve Mutluluk Patlaması

Merhabalar

Gelişmeler ve sinir bozuklukları yazıma diss olarak bu yazıyı yazıyorum şu an. Bugün uyandığımda nedense içimde çok güzel bi his vardı ve hislerim yine beni yanıltmadı.

İlk olarak yurdumdan paranın onlara ulaştığına ve yerimin hazır olduğuna, benim gelmemi beklediklerine dair bi mail aldım. Derin bi nefes alıp "parayı cebe atmamışlar ehe ehe" diye sevindim. Ardından caağnım okulumun biricik uluslararası koordinatörü mail attı. 8 Ağustos'ta okulda buluşacağımızı ve gelirken yanımızda mayolarımızı getirmeyi unutmamamızı söylemiş. Bavulum kilo sınırını çoktan aştığı için yazlık bir şeyler götürmeyi gözden çıkartmışken böyle bir mail almak beni derinden yaraladı açıkcası.. Görevliye ağlayıp AL BENİ UÇAĞA BÖYLE NOLOR diye yalvarıcam sanırım.. Son olarak da konsolosluktan mail geldi, gelip pasaportunuzu alabilirsiniz diye. Bu vizemin çıktığı anlamına mı geliyor bilmiyorum, yarın gidip almayı düşünüyorum.

Burdaki okulumda ise hibeler hala açıklanmadı. Hala sözleşme imzalamadık bu yüzden. Kafa atmam an meselesi okula. Onların suçu değil belki ama yine de ben onlara kafa atmak istiyorum.

Bu yazımı da size esenlikler dileyerek bitiriyorum, kendinize dikkat edin. 

1 Temmuz 2016 Cuma

Mutlu Sona Adım Adım

Merhabalar

Geçen yazım bayağı bir melankolik olmuş, yeni farkediyorum. O melankoliklikten sonunda dün çıkabildim. Kabul mektubumun geldiğini ama davet mektubumun gelmediğinden bahsetmiştim, aslında kabul mektubuyla davet mektubu aynı şeymiş. Konsolosluğa 2-3 kez sormama rağmen hayır, farklı şeyler demişti.. Okuldaki Erasmus birimindeki hocamıza sorduk, internetten falan araştırdık ve sonuç olarak sonunda vize için başvuru yaptık! 

Bu olayları detaylandırmadan önce diğer olaylardan bahsetmek istiyorum. Sigortayı yaptırdık, benimki 184 günlük teminatlı 1 senelik sigorta. Burak direk 1 senelik yapabilen bi sigortacı buldu. Biletleri aldık onda da herhangi bir sorun yok. Yurdumuzdan da mail geldi, paramızı yatırıp dekontu yolladık. Şimdilik her şey gayet iyi gidiyor yani.

Detaylandırma kısmına gelince, konsoloslukta yapılan işlemleri anlatacağım. Belge olarak götürdüğüm şeyler, kabul -davet- mektubu, yurttan gelen mail, uçak biletimin çıktısı, hesap dökümüm, pasaportum, 2 adet biyometrik fotoğraf, öğrenci belgesi, sigorta, sgk kayıt belgesi, okulumun bana hibe yollayacağını belirttiği belge, annemin orda kaldığım sürece masraflarımı karşılayacağını belirttiği dilekçe. Sanırım bu kadardı, tam olarak hatırlayamıyorum şu an çünkü çok fazla belge vardı. Hesap dökümünüz, eğer kendi hesabınız varsa ve içinde yeterli miktarda paranız varsa yetiyor ama böyle bi durum yoksa ailenizden sponsorunuz kim olacaksa onun hesap dökümünü götürmenizde fayda var. Öğrenci belgesini e-devletten çıkartılmış olarak kabul etmiyorlar, okuldan alınmış ve mühürlü olacak. Sgk kayıt belgesini herhangi bir SGK'ya gidip konsolosluktan kayıt belgesi istiyorlar dediğinizde temin edebiliyorsunuz. 

Konsolosluğu bulması biraz zor oldu çünkü apartman dairesi gibi bi yerdi. Bense Taksimdeki konsolosluklar gibi bir şey hayal etmiştim.. Konsolosluğa gidiş konusunda, rıhtımdan 16 ya da 17 numaralı otobüse binip Bahar Sokak durağında iniyorsunuz. İndiğiniz durağın hemen yanında Şale Sokak var. O sokağa girip sokağı bitiriyorsunuz, ardından sokak ikiye ayrılıyor. Sol taraftan gidip tekrardan yolu bitiriyorsunuz ve sağ köşede Özdemir Tekel kalıyor. O tekelin sokağında hemen girişte soldaki apartman. Biraz aşağıda kalıyor ve bayrak ya da konsolosluk olduğunu belirten hiçbir şey olmadığı için bulmakta biraz sıkıntı çekebilirsiniz. Vize işlemleri ücreti 24€. Letonya hükümeti Erasmusluların hibelerinin en az 370€ olması gerektiği konusunda bir karar almış. Mesela benim okulum 300€ hibe veriyor 70€ eksik kalıyor. Yarım dönem olarak düşünecek olursak 70x6 yani en az 420€ olması gerekiyordu hesabımda okulumun eksik yolladığı hibeyi kapatabilmek için. İkinci dönem bize hibe yollamayacak okulumuz %90. İkinci dönem ya benim hesabımda ya da annemin hesabında 370x6 2.200€ yani kabaca 6.600  Türk lirası olması gerekiyor. Bu durum da ikinci dönem orada kalabilmem için beni zora sokuyor. 

Hayatın ne getireceği belli olmaz diyerek yazımı sonlandırıyorum. Kendinize iyi davranın.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Gelişmeler ve Sinir Bozuklukları

Merhaba,

Gerçekten delirmek üzereyim. Ya her şey ters gidiyor ya da bana batıyor artık bu durumlar. Facebook'ta Letonya Erasmus grubumuz var. Gruba yurtlarda yer kalmadığı yazılmış bir öğrenci tarafından. Gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm, gideceğimiz okulun yurt birimine Burak mail attı, cevap bekliyoruz. O gönderiyi yazan çocuğa mesaj attım o da geri dönmedi. Çıkmaza girmiş gibiyim. 

Uçak biletini almaya karar verdim, bileti aldım ve ardından öğrenci indirimi olduğunu öğrenip bileti iptal ettirdim. Öğrenci indiriminden yararlanmak için ya havaalanına ya da Taksim'deki THY acentesine gitmem gerekiyormuş, havaalanına gittim. Havaalanına gittiğimde öğrenci indiriminin bu uçuş için geçerli olmadığını, öğrenci indirimlerinin dönem dönem yapıldığı söylendi. O kadar kez kendi sitesinden baktım ve telefonda bu konuda konuştum ama kimse bana böyle bi olaydan bahsetmedi. Neyse.

Kabul mektubumun geldiğini yazmıştım, bir de davet mektubumun gelmesi gerekiyormuş. Davet mektubunun gelmesini bekliyorum konsolosluğa başvurmak için. Konsolosluk kalacak yer teminatı istiyor, o konuda da ne yapacağımı bilmiyorum.

Letonya sigortayı 30.000 eurodan kabul etmiyormuş. En az 42.600 -neden böyle bi küsürat anlatsana biraz- euroluk sigorta istiyor. Yani düz olarak 50.000 euroluk sigorta yaptırılacak. 

İçimi umutsuzluk kaplıyor resmen. 

Sabır diyorum, gerçekten sabrediyorum. Ama bu sabırsız bedenim daha ne kadar bu olaylara dayanabilir gerçekten bilmiyorum. Pimi çekilmiş bomba gibiyim patlamam an meselesi. Çektiğim bu iç sıkıntılarına değsin lütfen.

Bu arada burayı okuyup umutsuzluğa kapılmayın. Ben çok karamsar ve sabırsız bi insan olduğum için bu kadar zorlanıyorum bu konularda. Yoksa o kadar da abartılacak olaylar yok. İçinizi ferah tutun, ben de bu konuda kendimi zorluyorum.